Ön inceleme

Dava Şartları

Dava şartları

MADDE 114- (1) Dava şartları şunlardır:

  1. Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.
  2. Yargı yolunun caiz olması.
  3. Mahkemenin görevli olması.
  4. Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.
  5. Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.
  6. Dava takip yetkisine sahip olunması.
  7. Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.
  8. Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.
  9. Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi,
  10. Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.
  11. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması,
  12. Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.

(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.

Genel Dava Şartları:

Dava şartları bağımsız bir kurum olarak ilk kez HMK’da (md. 114-11-5’de) düzenlenmiştir. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı veya yokluğu gerekli olan bütün şartları kapsayan dava şartlarına, doktrinde “davanın dinlenebilmesi mesmu olması, kabule şayan olması şartı” da denilmektedir.

Dava şartları, davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için, varlığı yada yokluğu mahkemece (hakim tarafından), taraflarca dava dosya­sına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetil­mesi gereken ve taraflarca da noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürü-lebilen hallerdir. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (örneğin görev, hukuki yararın bulun­ması gibi) denir. Dava şartları, hak arama özgürlüğünün dürüstlük kuralı­na uygun kullanılmasının sağlanmasına katkısının yanısıra, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı da güvence oluşturmaktadır.

Kural olarak tüm davalar bakımından geçerlilik taşıyan genel dava şartları şunlardır (HMKmd. 114/1):

Türk Mahkemelerinin yargı hakkının bulunması (HMK md. 114/1-a):

Türk mahkemelerinin yargı hakkı (yetkisi) egemenlikle bağlantılı olarak ülke kişi ve uyuşmazlık konusu ile sınırlıdır Türk yargısına tabi ol­mayan kişiler ve şeyler hakkındaki davaların dava şartı yokluğundan dolayı reddi gerekir.

Yabancı bir devletin özel hukuk ilişkilerinden kaynaklanan işlerde yargı muafiyeti yoktur (MÖHUK md. 49). Bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin Türkiye”deki diplomatik temsilcilerine tebligat yapılabilir.

Türkiye’nin 3402 ayılı Kanunla katıldığı 18.4.1961 tarihli diplomatik temsilcilerin, ceza yargısı bakımından tam muafiyetleri bulunmaktadır (vi­yana Söz. mad. 131). Buna karşılık aşağıdaki davalar, Türkiye’deki diploma­tik temsilcilere karşı açılabilir (Viyana Söz. md. 31):

  1. a) Diplomatik temsilcilerin Türkiye’de bulunan özel taşmmazıyla ilgi­li ayni hak davaları,
  2. Diplomatik temsilcilerin (gönderen devlet adına değil de, bir özel kişi olarak) vasiyeti tenfîz memuru, mirasın idarecisi, mirasçı veya vasiyet olunan kişi sıfatıyla ilgili bulunduğu mirasa ilişkin davalar,
  3. Diplomatik temsilcinin, Türkiye’de resmi görevleri dışında icra etti­ği herhangi bir mesleki veya ticari faaliyet ile ilgili davalar.

Bunların dışındaki durumlarda yabancı diplomatik temsilcilere karşı dava açılamaz, Türkiye’de icra takibi de yapılamaz (Viyana Söz. md. 31/3). Diplomatik temsilcinin tanıklık yapmak zorunluğu yoktur (Viyana Söz. md. 31/2), fakat diplomatik temsilci, kendi isteği ile mahkemeye gelerek tanıklık yapabilir. Yargı muafiyetinden yararlananlar, Türk Mahkemelerinde dava açabilirler ve açılmış bir davaya müdahale edebilirler. Bu şekilde dava açıl­ması halinde (karşılıklılık ilkesi uyarınca muafiyet söz konusu olmadan) bu kişilere karşı dava açılabilir.

Yargı yolu (HMK md. 114/1-b)

Adli yargı yolunun caiz olması bir dava şartıdır. Hukuk mahkemesi­nin bir davayı görebilmesi için, bu davanın adli yargının görev alanına giren bir dava olması gerekir. İdari yargının görev alanına giren bir davaya adli yargıda bakılamaz.

Mahkemenin görevli olması (HMK md. 114/1-c)

Hukuk mahkemesinin davanın esasına girebilmesi için o davaya bak­makla görevli (HMK md. 1-4) olması gerekir.

Kesin yetki (HMK md. 114/1-ç)

Görev gibi kesin yetki durumları da dava şartıdır. Kesin yetki halle­rinde davanın mutlaka kesin yetkili mahkemede açılması gerekir. Aksi hal­de mahkemece, kendiliğinden yetkisizlik kararı verilmesi gerekir.

İki tarafın bulunması (taraf teşkili)

Kural olarak bir davada birbiri ile çekişme halinde olan davacı ve da­valı olmak üzere iki tarafın bulunması gerekir. Çekişmesiz yargı işleri (HMK md. 382) bu kuralın istisnasıdır.

Yargıtay, taraf teşkilini de bir dava şartı olarak görmektedir. Taraf teşkili, bir davada davacı ve davalı tarafların eksiksiz olarak gösterilmesi, mahkemeye çağrılması ve mahkemede tam olarak yer almalarıdır. Taraf teşkili işin incelenebilmesi ve davanın görülebilmesi şartlarından olduğu için re’sen yapılması gereken bir işlemdir. Yargıtay’a göre, ilk derece mahke­mesinin kararı Yargıtay’da bozulduktan sonra da bozma ilamı ve duruşma gününün taraflara kendiliğinden tebliğ edilip taraf teşkilinin sağlanması gerekir.

Taraf ve dava ehliyeti (HMK md. 114/1-d)

Davanın esastan incelenebilmesi için, tarafların, taraf ve dava ehliye­tine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu durumlarda, temsil­cinin gerekli niteliğe sahip bulunması gerekir. Bu hususlar dava şartı olarak kendiliğinden gözetilir.

Dava takip yetkisi (HMK md. 114/1-e)

Kanunlarda belirtilen durumlarda, dava açılması ve usuli işlem yapıl­ması için bir kimsenin davayı takip yetkisine sahip olması gerekir. Dava ta­kip yetkisi, dava şartıdır.

Davaya vekalet ehliyeti ve geçerli vekaletname (HMK md. 114/1-f)

Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekalet ehli­yetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletnamesinin bulunması gerekir.

Davacı tarafından gider avansı yatırılması (HMK md. 114/1-g)

Davanın esasına girilebilmesi için davacının yatırması gereken gider avansını yatırmış olması gerekir. HMK’nun 120. maddesine göre, davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine ya­tırmak zorundadır, avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması durumunda, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haf­talık kesin süre verilir. Bu süre içinde eksiklik tamamlanmazsa davanın usulden reddine karar verilir.

Teminat gösterilmesi (HMK md. 114/1-ğ)

Kanunda teminat gösterilmesinin arandığı bazı durumlarda (HMK md. 84) davacının, davalı tarafın muhtemel yargılama giderlerini karşılaya­cak uygun bir teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğini yerine getir­mesi gerekir. Hakim tarafındn belirlenen kesin süre içinde teminat gösteril­mezse, dava usulden (dava şartı eksikliğinden) reddedilir (HMKmd. 88/1).

Hukuki yarar (HMK md. 114/1-h)

Davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması, bir dava şartıdır.

Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuki korun­ma talebi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının dava açmakta hukuk ku­ralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararma ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır. Dava açmaktaki hukuki yararın, meşru ve kişisel bir yarar olması gereklidir. Ayrıca hukuki yararın dava açıldığı sı­rada doğmuş ve güncel olması gerekir.  Hukuki olmayan, salt ekonomik, si­yasal bir yarar için açılan davaların esasına girilemez. Eğer davacının dava açmasıyla kendisi açısından ihlal edilen hakkı korunacaksa ya da hakkına yönelik tehlike ortadan kalkacaksa o davayı açmakta hukuki yararı vardır. Eda davaları ile inşai davalarda, hukuki yararın varlığı asıldır. Davacı bu tür davalarda hukuki yararı olduğunu bildirmek ve ispat etmek zorunda değildir. Tespit davasında ise, eda davasından ve inşai davadan, farklı olarak, davacının böyle bir hukuki yararının bulunduğu varsayılmaz, davacı tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğunu bildirmek ve bunu ispat etmek zorundadır. Çünkü tespit davası, hukuki bir durum yada hak henüz inkar yada ihlal edilmeden, yani herhangi bir zarar doğmadan açılabildiğinden, menfaatin doğmuş ve güncel olması gereğinin bir istisnası olarak ortaya çıkmıştır. Davacının dava açmaktaki hukuki yararının korunmaya değer bir yarar olması ve dava açıldığı anda var olması gerekir. Dava şartı olarak hu­kuki yararın, taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir.

Derdestlik durumunun olmaması (HMK md. 114/1-0

Farsça kökenli “derdest” ve Arapça kökenli “rüyet” sözcüklerinin bir­leşmesinden oluşan Osmanlıca tamamlamanın öğretide kısaltılarak kulla­nılmış biçimi olan “derdestlik”, aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayalı olarak açılmış ve görülmekte olan bir davanın olduğu­nu ifade eden usul hukuku kurumudur. Hukuk mahkemesinde davanın esasına girilebilmesi için, aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlan­mamış olması gerekir.

Bir olumsuz dava şartı olarak derdestlik itirazının ileri sürülebilmesi için;

  1. Aynı davanın aynı mahkemede yada başka bir mahkemede iki kez açılmış olması,
  2. Birinci davanın görülmekte olması,
  3. Birinci dava ile ikinci davanın taraflarının dava konusunun ve dava nedenlerinin aynı olması gerekir. Derdestlik itirazının korunmasının te­melinde, aynı davanın tekrar açılıp görülmesinin sağlanmasında davacının hiçbir hukuki yararının bulunmadığı düşüncesi mevcuttur
  4. Kesin hüküm bulunmaması (HMK md. 114/1-i)

Hukuk mahkemesinin davanın esasını inceleyebilmesi için, aynı da­vanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması gerekir. Bu bir olumsuz dava şartıdır.

Dava konusu hakkında bir kesin hüküm (HMK md. 303) bulunuyorsa, yani aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak daha önce dava açılmış ve verilen hüküm kesinleşmiş ise ortada kesin bir hüküm bulunduğundan açılan yeni davanın kesin hüküm bulunması sebe­biyle reddi gerekir. Kesin hüküm bulunmaması dava şartı mahkemece ken­diliğinden gözetilir.

Derdestlik gibi kesin hüküm itirazı da “ne bis idem” (aynı fiilden ötürü bir kişi ancak bir kez yargılanabilir) kuralını temel alır. Kesin hüküm itira­zı, maddi anlamda kesin hükmün menfi etkisiyle ilişkili (dava şartına iliş­kin) bir itiraz konumundadır. Bunun sonucu olarak, kesin hükme konu olan uyuşmazlık yeni bir davanın konusunu oluşturamaz; oluşturmuşsa böyle bir davanın dinlenmeyip usulden reddedilmesi gerekir.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...