İşyerinin Devrinde İşverenlerin Hukuki Sorumlulukları

Kıdem Tazminatında Zamanaşımı Süresi

Gerek İş Kanununda, gerekse Borçlar Kanununda, kıdem tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.

Uygulama ve öğretide kıdem ihbar tazminatına ilişkin davalar, hak­ları doğumundan itibaren, Borçlar Kanununun 125. maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur.

Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet akdinin feshedildiği tarihtir.

Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak duru­munda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödenme isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.

İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmak­tadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava Borçlar Kanununun 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zaman aşımına tabidir.

Aralıklı alışmalar halinde birleştirilecek çalışma süreleri bakımından önceki çalışma sürelerinin zamanaşımına uğradığı iddiasında bulunu­lamaz; birleştirmede dikkate alınabilecek süreler yönünden zamanaşımı işlemez. Buna karşılık kıdem tazminatı alacağının doğduğu daha önce­ki çalışma süreleri şayet 10 yıllık zamanaşımını doldurmuşlarsa, Önceki çalışmalar yönünden zamanaşımı söz konusu olur.

İşverenin, işçiye sehven ödediğini iddia ettiği kıdem tazminatı ala­caklarının geri verilmesi yönündeki istemi BK. nun 66. maddesi hükmü uyarınca, bir yıllık zamanaşımına tabidir. Zamanaşımının başlangıcı işverenin geri alma hakkım öğrendiği tarihten itibaren başlar. Resmi kuruluşlarda bu zamanaşımı başlangıcı yetkili makamın öğrenme tari­hidir.

Kanundaki zamanaşımı süreleri, BK’ nun 127.maddesi gereğince “tarafların iradeleri ile değiştirilemez.

Sözleşmeden doğan alacaklarda zamanaşımı alacağın muaccel ol­duğu tarihten başlar. (BK. m. 128). BK. nun 101. maddesince, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.

Müteselsilen borçlu olan kişilerin birbirlerine rücuunu ve bunun zamanaşımını aralarındaki hukuki ilişkinin niteliği düzenler. Zira müteselsilen borçluluk muhtelif hukuki ilişkiler sonucu doğabilir. Ancak rücu hangi hukuki ilişki veya yasal nedenle doğmuş olursa olsun rücu zamanaşımı rücua neden olan ödemenin yapıldığı andan itibaren işlemeye başlar ve bu zamanaşımı süresi de, yukarıda açıklandığı üzere, ödemeyi yapan ve rücu eden ile edilen kişi arasındaki hukuki ilişkiye göre saptanır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir